ft: none;border-bottom:solid windowtext 1.0pt;border-right:solid windowtext 1.0pt; mso-border-top-alt:solid windowtext .5pt;mso-border-left-alt:solid windowtext .5pt; mso-border-alt:solid windowtext .5pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;height:14.0pt'>

+

 

TKKMB

Kredi

 

 göreceli olarak daha büyüktür.

     Son yıllarda Türkiye ekonomisi önemli krizlerle karşı karşıya kalmıştır. Yüksek faizlerden kaynaklanan büyük miktarlardaki faiz giderlerinin diğer kamu harcamalarını daraltması, Türkiye’nin son dönemde kamusal yatırımlara yeterli kaynak ayırmasını engellemiş ve bu yüzden sabit sermaye yatırımlarının GSMH’ ya oranı azalma eğilimi göstermiştir. Tarım da bu gelişmeden ekonominin diğer sektörleri gibi olumsuz etkilenmiştir. Tarımda istihdam hem göreceli hem de mutlak olarak azalmıştır. Türkiye’de toplam kırsal nüfusun %70’i tarımda istihdam edilmektedir. Tarımda istihdam edilen iş gücünün toplam istihdama oranını %30’un üzerinde olmasına karşın, bu sektörün Türkiye’nin GSMH’na katkısı 2003 yılı itibariyle %12.4’dür. Bu gelişme, tarımda çok düşük bir verimliliğin göstergesidir. Çoğu çiftçi okuma yazma bilmemekte, bu durum modern tarımsal teknolojilere ulaşmayı sınırlandırmakta ve hala geleneksel üretim metotlarıyla tarımsal üretim gerçekleştirilmektedir. Tarımsal katma değer göstergeleri, Türkiye’de tarımsal üretimin hala iklim koşullarına bağlı olduğunu göstermektedir. Birçok gelişmekte olan ülkede tarımsal ürün ihracatının önemli bir bölümü gelişmiş ülkelere kıyasla o ülkeye has kısıtlı sayıda geleneksel ürün üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bir veya birkaç

temel tarımsal ürüne bağımlı ekonomilerde devamlı değişkenlik gösteren dış piyasa fiyatları ve buna bağlı olarak düşüş gösteren ihracat gelirleri sektörde yatırım ve istihdam politikasını etkilemektedir. Böylece bir veya birkaç ürüne bağımlı ülkelerin dünya pazarlarındaki payı giderek azalmakta, hatta zaman içinde silinip gitmektedir. Son yıllarda  tarımsal üretimde önemli bir düşüş yaşanması, yalnızca iklim koşullarına değil, tarım politikalarında yaşanan önemli dönüşümlerle de ilişkilidir.

Tarım ürünleri ithalatı, ihracatından daha hızlı artmakta, tarım ürünlerinin toplam ihracat ve ithalat içindeki payı düşmektedir. 2002 yılında tarım ürünleri ihracatı toplam ihracatın %11.2’sini ve tarımsal ithalat toplam ithalatın %7.8’ini oluşturmaktadır.Son yıllarda bu oran ihracat aleyhine gelişme göstermektedir. Tarım sektörüyle ilgili bazı göstergeler, Tablo 1’de gösterilmektedir. Türkiye’nin tarım ve gıda sanayi ürünleri ihracatında özellikle 1980’li yıllardan sonra özellikle ihracata yönelik modern gıda sanayi tesislerinin kurulmasıyla gıda ihracatı ivme kazanmış, bununla birlikte geleneksel tarım ürünleri ihracatı hala toplam ihracatta önemli paya sahiptir. Türkiye’nin tarım ve gıda sanayi ürünleri ihracatı, yıllar itibariyle ürün çeşitlendirmesine gidilememesi nedeniyle ihracatta sağlıklı gelişme açısından önemli bir sorun teşkil etmektedir. Türkiye’nin 2001 yılı itibariyle toplam tarım ve gıda sanayi ürünleri ihracatının yaklaşık 1/3’ünden fazlasının fındık, tütün ve kuru meyvelerden oluşması, ihracatın söz konusu ürünlerde gerek iç, gerekse dış piyasada meydana gelebilecek ani değişimlere açık olması sonucunu doğurmaktadır.

 

Türk tarım sektörünün uluslar arası rekabet gücünü etkileyen unsurlar şu şekilde sıralanabilir:

 

• Üretimde mevcut olan alt yapı sorunları

• Miras Hukuku (arazi bölünmesi)

• Etkin tarım sigortası

• Kamu kaynaklarının yetersizliği

• Eğitim

• Sertifikalı tohum üretiminin yaygınlaştırılması

• Sözleşmeli tarım

• Hammadde sanayi entegrasyonu

• İyi tarım teknikleri

• Kamuda yetişmiş teknik personelin aynı konuda sürekliliğinin sağlanması

(uzmanlaşma)

• Gerek kamu gerekse özel sektör kuruluşlarının görev alanlarıyla ilgili güçlü alt yapıya sahip, hızlı hareket edebilen yapıya dönüştürülmesi

• Tarımsal altyapı fonlarının etkin kullanılması

 

Tablo 1.

1996-2003 Yılları Arasında Türkiye Tarımıyla İlgili Seçilmiş Göstergeler :

 

Yıllar

1996-97

1998-99

2000

2001

2002

2003

İşsizlik Oranı Kırsal

(%)

3,5

3,5

3,9

4,7

5,7

6,5

Tarımda istihdam (milyon)

8,9

9,0

7,8

8,1

7,5

7,2

Tarımda ist payı (Milyon)

44,1

41,0

36,0

37,6

34,9

33,9

 

Tarımın GSMH oranı

(%)

13,9

13,9

13,4

13,6

13,4

12,4

 

 

                Yukarıdaki tabloyu yorumlayacak olursak tarımın GSMH oranı içindeki payı gittikçe azalmakta buna karşılık kırsal kesimde işsizlik oranı gittikçe artmaktadır. Tarımda istihdam hem kişi hem de pay olarak azalma göstermektedir. Bu tablodan kırsaldan kente göçün arttığını ve yeni bir dönüşümün içinde olduğumuzu anlıyoruz.

                Yapısal dönüşümün (tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişin) henüz gerçek-leştirilemediği Türkiye’de kırsal alandaki yoğun nüfus nedeniyle, toprak insan dengesi bozulmuştur. Tarımsal nüfusun fazlalığı nedeniyle tarım işletmeleri giderek daha küçük ve çok parçalı işletmeler durumuna gelmekte, optimal işletmelerden uzaklaşılmaktadır. Bu tür işletmelerin ortak özelliği, düşük üretim, yüksek gizli işsizlik ve düşük rekabet gücüdür. Yine de bu tür işletmelerin Türkiye’deki kırsal nüfusun büyük çoğunluğu için gelir güvenliği ve geçim kaynağı olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bu noktada kamusal destek kaynakları ve tarımsal politikaların doğru yönlendirilmesi önem kazanmaktadır. 1991 Genel Tarım Sayımına göre, 5.2 olan ortalama işletme genişliği, 2001 yılında 6 hektara yükselmiştir. Toprakların %41’ni elinde tutan tarım işletmelerinin %85’i 10 hektardan daha az toprağa sahiptir. Tarım işletmelerinin %15’i ise 10 ila 50 hektar toprağa sahiptir. Bu işletmelerin sahip oldukları topraklarınsa ancak yarısı işlenebilmektedir. Sulanabilir toprakların oranı 1991 yılında %14 iken bu oran, 2001 yılında %20’ye ulaşmıştır Çiftçilik (bitkisel ve hayvansal üretim), ormancılık ve balıkçılık olmak üzere üç alt sektörü bünyesinde bulunduran tarım sektöründe, en fazla üretim katkısı sağlayan alt sektör çiftçilik sektörü olup, diğerlerinin üretimdeki payları oldukça düşük düzeylerdedir. Çiftçilik alt sektöründe de en fazla katkıyı sağlayan bitkisel üretimdir.

Türkiye tarımının en önemli alt sektörünü oluşturan bitkisel üretim; taze meyve ve sebzeler, tahıllar, yumru bitkiler, sanayi bitkileri ve yem bitkilerini kapsamaktadır. Türkiye; nohut, kırmızı biber, pamuk, salatalık, patlıcan, yeşil fasulye, mercimek, fındık, soğan, şeker pancarı, karpuz, kavun, çekirdekli meyveler, incir, zeytin ve koyun sütünde dünya sıralamasında ilk beş arasında yer almaktadır. FAO 2004 yılı verilerine göre, Türkiye dünyanın en büyük kayısı, fındık ve incir üreticisidir. Meyve ve sebzeler Türkiye’nin tarımsal üretimi içinde büyük paya sahiptir. Ayrıca tarımsal ürün ihracatında da önemli bir rol oynar. Bu ürünlerden en önemlileri, domates, fındık, üzüm, zeytin ve narenciye olarak sıralanabilir. İklim ve ekolojik koşulların uygunluğu nedeniyle 2003 yılında 11 milyon ton meyve ve 23 milyon ton da sebze elde edilmiştir. 2004 yılında Türkiye’nin toplam tarımsal alanlarının %60’ı tahıl üretimine ayrılmıştır. Tahıl alanları 2000 yılında en yüksek düzeyine ulaşmış daha sonra azalmaya başlamıştır. Şu anda 1980’li yıllardaki düzeyindedir. 2003 yılında toplam tahıl üretimi 33.9 milyon ton olarak gerçekleşmiş, bunun 19 milyon tonunu buğday, 8.1 milyon tonunu da arpa üretimi oluşturmuştur. Mısır üretimi ise, 2004 yılında 3 milyon ton olarak gerçekleşti-rilmiştir.

Türkiye’nin doğal koşulları, özellikle de otlak hayvanları için, hayvan sayısının artmasına elverişlidir. Bununla birlikte doğal ve ekonomik koşullar, rekabet eksikliğinin neden olduğu girdi maliyetlerindeki artış,hayvancılığın öneminin azalmasına neden olmaktadır. Bu duruma bağlı olarak, 1983-2003 yılları arasında koyun varlığı 40 milyondan 25 milyona, sığır varlığı ise 13 milyondan 9 milyona kadar gerilemiştir. 1986 yılından 1996 yılına kadar Türkiye’ye 2 milyon 117 bin baş kasaplık hayvan, kemiksiz ve karkas olmak üzere toplam 232 bin 326 ton kırmızı et ithal edilmiştir. Sığır eti üretiminin, tüketimi karşılama oranındaki düşüş eğilimi 2002 yılında yüzde 104.9'a gerilemiştir. Sığır eti üretimi 367 bin ton, talebi ise 350 bin ton olarak hesaplanmıştır. 2003 yılında ise sığır eti üretiminin talebi karşılama oranı yüzde 103.3'e gerilemiştir. Sığır eti üretiminin yüzde 3.8 oranında artarak 378 bin ton olduğu 2003 yılında, talep ise yüzde 5.4'lük artışla 369 bin tona çıkmıştır. Sığır eti üretimi yüzde 0.8 geriledi, 2004 yılında talep ise yüzde 5.1 oranında artmıştır. Sığır eti üretiminin talebi karşılama oranı 2004 yılında yüzde 97.4'e gerilemiştir. Böylece ilk kez 2004 yılında Türkiye’de sığır eti açığı oluşmuştur. Koyun eti üretimi de artan talep karşısında gerilemiştir. 1999 yılında 132 bin ton olan koyun eti üretimi, 2004 yılında 97 bin ton olarak hesaplanmıştır.

 Koyun eti talebinin 125 bin ton olacağı gelecek yıllarda  ise üretimin 96 bin tona gerileyeceği tahmin edilmektedir. Buna göre koyun eti üretimi talebin ancak yüzde 76.8'inikarşılayabilecek. Hayvancılıktaki gerileme süt üretimini de etkilemiş, 1995 yılında 10 milyon 601 bin ton olan toplam süt üretimi, 2003 yılında 8.5 milyon ton civarına düşmüştür. Ülkemizde yumurta üretimi 1990-2003 arasında en yüksek düzeye (12 milyar adet) 1998 yılında erişmiş, kriz yıllarında azalma göstermiş, sonra yeniden yükselmeye geçerek 2003 yılında 10 milyon adede yaklaşmıştır. Ülkemizde piliç eti üretimi 1995 de 490 000 ton’dan 2002 de 696 160 tona yükselmiş; ancak 2003 de 612 000 tona gerilemiş ve bu üretim miktarı ile dünya sıralamasında 26. sırada yer almıştır. Ortalama yıllık büyüme hızı (1990-2000) %14,4’tür. Sektörün büyüme trendi sadece 1996-1998 ve 2001 kriz yıllarında düşüş göstermiştir. Bununla birlikte 1995-2000 yılları arasında %31.3 lük bir hızla büyümüştür. Son zamanlarda yaşanan kuş gribi salgını nedeniyle yine üretim düşmüştür.

Altyapı ağlarının yetersizliği ile iklim ve coğrafya koşullarından kaynaklanan sorunlar Türk tarımını olumsuz etkilemektedir. Buna rağmen özellikle meyve, kuruyemiş, sebze ve tütün alanındaki pazar-odaklı üretim ve sahip olunan yüksek rekabet gücü, Türkiye’nin tarımsal ticaret dengesini olumlu yönde etkilemektedir. Yine de pazar odaklı ve sadece kendi kendine yetebilen tarımsal üretimin bir arada bulunması, tarım sektörünün ilerdeki rekabet gücünü ve kırsal alanların bölgelerarası çerçeveye dahil edilmesini olumsuz etkileyecektir.

 

 2.Türkiye’de Uygulanan Tarım Politikaları

 

Tarımın sosyo-ekonomik önemi doğrultusunda, gelişmiş ve gelişmekte olan bir çok ülkede kurumsal ve organizasyonel farklılıklar olsa da, tarım kesimine devlet müdahalesi söz konusudur. Özellikle tarımsal ürünlerin arz ve talep esnekliklerinin düşük olması, üretimin büyük ölçüde doğa koşullarına bağlı olması, üretim döneminin diğer sektörlere göre uzun olması ve bu sektörün konjonktürel dalgalanmalardan önemli ölçüde etkilenmesi gibi koşulların varlığı, sektörün devlet tarafından desteklenmesini zorunlu kılmaktadır. Türkiye’de tarım politikalarının resmi ağızdan dile getirildiği en önemli belge beş yıllık kalkınma plânları ve programlardır. Türkiye’de devletin tarım sektörüne yönelik destekleme politikaları uzun yıllar taban fiyat belirlenerek destekleme alımlarında bulunulması şeklinde yoğunlaşmış daha sonra girdi destekleri, düşük faizli kredi, teşvik primi ödemeleri, hayvancılığı geliştirme teşvikleri ile ürün bazında uygulanan belirli ürünlerde ekim alanlarını sınırlandırarak alternatif ürünlere geçişin teşvik edilmesine yönelik tazminat ödemeleri ve destekleme primleri gibi uygulamalarla tarım sektörünün desteklenmesi yoluna gidilmiştir.

 Devletin tarım sektörüne müdahale etmesinin nedenleri, gıdada kendine yeterliliği artırmak, kırsal gelişmeyi sağlamak, çiftçi gelirlerini istikrara kavuşturmak, yeterli beslenme ve gıdaya erişebilirliği sağlamak, ihracatı teşvik etmek olarak sıralanabilir. Geçmişte ve günümüzde tarımsal destekleme politikalarının uygulanmasından sorumlu olan kuruluşlar Tablo 2’de özetlenmiştir.

Bu tablodan da görüleceği gibi tarımsal desteklemeler kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT), kooperatifler ve fonlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Türkiye’de devlet, 1980 öncesinde tarım sektörünün yönetiminde üreticiye girdi sağlamak, tarımsal kredi vermek, tarımsal ürün alımında bulunmak işlevlerini yürütmüştür. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM), Türkiye Gübre Sanayi A.Ş. (TÜGSAŞ), İstanbul Gübre Sanayi A.Ş (İGSAŞ) gibi kurumlarda girdi üretimi yanında; Türkiye Zirai Donatım A.Ş. (TZDK), Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği (TKKMB) ve Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. (TŞFAŞ) ile üreticiye dağıtımını da üstlenmiş; Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ( TCZB) ve TKKMB kanalı ile kredi sağlamış; Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR), Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri (TEKEL), Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi (TŞFAŞ), Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri (TSKB), TSEK, Et Balık Kurumu (EBK) aracılığıyla belirli ürünler için piyasaya alıcı olarak girerek, aldıklarını işleyerek ya da doğrudan depolayarak veya satarak tarımsal üretimi desteklemiş ve yönlendirmiştir.

 

 

 

 

 

Tablo 2. Tarımsal Desteklemedeki İşlevleri Açısından KİT’ler ve TSKB’leri

 

Kuruluşlar Destekleme

alımı.

stoklama.

Pazarlama

İlk işletme

ve/veya ileri

sınai

KİT’ler

 

 

 

 

 

 

TMO

Tahıl. Bakliyat

+

 

 

 

 

TEKEL

Tütün

+

+

 

 

 

TŞFAŞ

Şekerpancarı

+

+

+

 

 

ÇAYKUR

Çay yaprağı

+

 

 

 

 

TİGEM

Damızlık. tohum.Fidan

 

+

+

 

 

TÜGSAŞ/İGSAŞ

Yapay gübre

 

 

+

+

 

TCZB

Kredi

 

 

 

 

+

KOOPERATİFLER

 .

 

 

 

 

 

TSKB

Pamuk, Fındık

Ayçiçeği

+

+

+