Haydi Türkiye! Kanununa bu sefer sahip çık
http://www.telgraf.net/editoryel.asp?yaziID=411&showSt=false
Telgraf, 12.03.2008, Türkay DERELİ,
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Prof. Dr. Türkay Dereli
Gaziantep Üniversitesi
Mühendislik Fakültesi
Endüstri Mühendisliği Bölümü
27310 Şehitkamil - Gaziantep
Ofis Tel: 0-342-3172602
Faks: 0-342-3604383
E-posta:
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Web: http://www.gantep.edu.tr/~dereli
15–20 yıl öncesine bir yolculuk yapın şimdi… Hatırlar mısınız o günleri? Şehirlerarası otobüslerde, hatta uçaklarda sigara içmenin serbest olduğu o günleri? Yolculuğunuz adeta zehir olurdu, sigara dumanı ile dolardı boğazlarınız. Elbiselerinize sinerdi nikotin kokusu. Eve ilk gittiğinizde yaptığınız iş, doğruca banyoya gitmek olurdu. Dayanılmaz bir hal alırdı, gözleriniz yaşarırdı da, hiç acımazlardı. Biri bitmeden diğerini yakarlardı. Hele o gece yarısı verilen molalar… Unutulmazdı… Bir efsaneydi… Bütün bir otobüs gecenin bir yarısında her ne hikmetse bir "tesiste" durur, her ne hikmetse herkesin "çişi gelir", her ne hikmetse herkes yarın sanki oruç tutacakmış gibi sıcak çorbanın peşine düşer sahur yemeği niyetine… Siz uyurken (ya da uyumaya çalışırken) camdan yarım gözle, otobüsün etrafında bekleyen "üşüyen adamlar" görürdünüz. Ve sonra o meşhur anons kulaklarınızda çınlardı: "mola süreniz bitmiştir, gidiyoruz, hadi binin artık…" Bu anonsu duyan otobüsün yolcuları otobüse doluşurlardı. Otobüs henüz yeni hareket etmiştir besbelli. Kolonya, su derken… Çakmak sesleri duyulurdu birbiri ardına. Herkes birbirine ikram ederdi. Keyif sigarasıydı bunun adı! İçmeyenin canı çıksın… Artık otobüs bir yangın yerini andırırdı. Arka sıralardaysanız, buram buram "duman altı" olurdunuz. Herkesin ağzında bir "alev topu" görürdünüz. Çekince nasıl da kızarırdı! Öyle bir çekerlerdi ki… Azıcık heyecanlansanız, muavin sizi hemen yatıştırırdı; "merak etmeyin, sadece sigara içiyorlar". Öksürükler ve duman içerisinde gözlerinizi yumup tan yerinin ağarmasını dilemekten başka bir çareniz kalmazdı. Ve bir sabah bir otogarda, bavullarınız ve sigara kokunuzla birlikte baş başa kalırdınız.
Yıllar yılları kovaladı, sigaralı ve nikotinli ama bir o kadar da sağlıksız bir "yaşam" alabildiğince etkisini artırdı ülkemizde… Derken, nihayet TBMM tarafından hazırlanan "Tütün mamullerinin zararlarının önlenmesine dair kanun" (4207 Sayılı Kanun) 7 Kasım 1996 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlülüğe girdi.
İddia ediyorum. Türkiye, bu yasayla bir nebze olsun "nefes" aldı! İşte, o kanunların padişahından, bana göre Türkiye'de çıkarılmış gelmiş geçmiş "en iyi kanun"undan küçük bir bölüm:
"…Tütün ve tütün mamullerinin içilmesi yasaklanan yerler: Madde 2:Sağlık, eğitim-öğretim ve kültür hizmeti veren yerler ile kapalı spor salonlarında ve toplu taşımacılık yapılan her türlü nakil vasıtaları ve bunların bekleme salonlarında, kamu hizmeti yapan kurum ve kuruluşlarından beş veya beşten fazla kişinin görev yaptığı kapalı mekânlarda tütün ve tütün mamullerinin içilmesi yasaktır. Bu gibi mahallerde tütün ve tütün mamullerinin içilebilmesi için ayrı yerler tahsis edilir. Tahsis edilen yerden, sigara içilmeyen mahallere duman gidişini engelleyecek, havalandırma, tecrit etme gibi tedbirler alınır…"
Ama asıl milat ise bundan da önceydi! 7 Kasım 1996 tarihinden tam 20 gün önce, 17 Ekim 1996 tarihinde 4199 Sayılı Kanun ile; 13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 48. maddesine üçüncü fıkradan sonra gelmek üzere bir fıkra eklenmiş ve dördüncü fıkrası beşinci fıkra olarak aşağıdaki şekilde değiştirilmişti:
"…Sürücü ve yolcular; toplu taşım araçlarında sigara içemez. Bu araçlarda sigara içilmesi ve içirilmesi halinde, bu kanunun Ek-3'üncü maddesi a/1 numaralı alt bendi hükümleri uygulanır (Trafik Kanunu, Madde 20)…"
Yukarıda adı geçen kanunların çok açık ve net hükümlerine rağmen, toplum tam olarak arkasında durmadığı ve sahiplenmediği için, bir başka deyişle kanun tam olarak uygulan(a)madığı için, kanunun öngördüğü kazanımlar tam olarak elde edilemedi. Birçokları üstüne almadı. Birçokları kanuna, kurala uymadı. İşlerine gelmedi. Duymazlıktan geldiler, anlamazlıktan geldiler. Otobüste oldu, dolmuşta olmadı. Yolcu uydu, sürücü uymadı. Birçokları görmezden geldi. Onlar kendilerini gayet iyi biliyorlar. Neredeyse 12 yıl oldu. Ama bir tek cezai müeyyide uygula(ya)mayarak Guinness Rekorlar Kitabı'na girmeyi de başardık bu arada. Sürücülerimizin ve kurumlarımızın büyük bir bölümü oralı bile olmadılar. Kanunun tümü olmasa bile hiç olmazsa yüzde doksanı ne yazık ki sadece şehirlerarası otobüs ve uçak yolculuklarında uygulanabildi… İnsanlar, buna bile şükretti…
Ama artık bıçak kemiğe dayandı. Deniz bitti. 19 Ocak 2008 itibarıyla, Sigara içme yasağı kapsamını genişleten "Tütün ve Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanunda Değişlik Yapılması Hakkında Kanun (5727 Sayılı Kanun)" resmi gazetede yayınlandı. Yayımından dört ay sonra, yani 19 Mayıs 2008'de belli bölümleri yürürlüğe girecek. Aslında bu kanuna hiç gerek yoktu. İlki bile yeterliydi… Sivrisinek ve saz kimilerine az geldi. Şimdi, davul ve zurna çalınıyor! İnşallah duyarlar. Çok geç olmadan anlarlar. Evet, 19 Mayıs… Seni özlemle bekliyoruz. Atatürk19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkmıştı. 19 Mayıs 2008'de de Samsun sigarasının ve diğer tüm tütünlü mamullerin hepimizin hayatından çıkmasını diliyoruz. Bu "Sigara'dan Kurtuluş Savaşı"nı lütfen önemseyelim ve kanunumuza (!) bu sefer sahip çıkalım, bu sefer yarım yamalak, bölük pörçük değil, bütünüyle uygulanmasını sağlayalım. Otobüslerde ve uçaklarda kazandığımız zaferi, hayatın tüm alan ve anlarına taşıyalım, yayalım, yaygınlaştıralım… Lütfen, bu kanunun yazıcı çıktısını alalım, yanımızda taşıyalım, gerektiğinde çıkarıp "ne kanunu kardeşim?" diyenlere gösterelim…
Bilelim ki, muhtaç olmadığımız bir şey varsa, o da nikotindir! Unutmayın, sigara sağlığa zararlıdır! Haydi, Türkiye uyuma, kanununa sahip çık… Sigarasız ve sağlıklı günler dileğiyle…
Çağdaş uygarlık seviyesine ne zaman ve nasıl ulaşılır? (3)
Kanunlar "laf" olsun, "torba" dolsun diye çıkarılmadığı zaman.
Kanunlar sonuna kadar ve "bütünüyle" olarak uygulandığı zaman.
Herkes kanunlar önünde "eşit" olduğu ve kanunlara "harfiyen" uyduğu zaman.
Kanun bir sefer uygulanmazsa ya da delinirse "ne olur" şeklinde düşünülmediği zaman.
Ve elbette; kanun koyucular kadar halkın tümü ile birlikte kanun uygulayıcılar da;
"KANUNLAR BİR BÜTÜNDÜR, PARÇALANAMAZ…" diyebildiği zaman.