İÇİNDEKİLER

1. TARIMDA DEĞİŞİM VE GELİŞMELER

1.1 TARIMIN ÜLKE EKONOMİSİ İÇİNDEKİ YERİ

1.2 TARIM NÜFUSU VE İSTİHDAM

1.3 ARAZİ KULLANIMI

1.4 TARIMSAL ÜRETİM

1.4.1 Bitkisel Üretim

1.4.2 Hayvansal Üretim

1.4.3 Su Ürünleri Üretimi

2. TARIMSAL YAPIMIZDAKİ BOZUKLUKLAR

3. YENİDEN YAPILANMANIN AMAÇ VE İLKELERİ

4. YENİDEN YAPILANMA İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER

4.1 GEREKLİ YASAL DÜZENLEMELER  

1. TARIMDA DEĞİŞİM VE GELİŞMELER

GİRİŞ

Tarım sektörü, Cumhuriyetimizin kuruluşundan günümüze kadar, ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişmesinde çok önemli görevler üstlenmiş ve bu görevini günümüze kadar etkin bir şekilde sürdürmüştür.

Tarım sektörü bu zaman içinde daima ekonominin temel unsuru olmuş, ancak, 1960’dan sonra gelişme önceliğinin sanayi sektörüne kaydırılmasından ve diğer sektörlerin buna paralel olarak gelişmesinden sonra ekonomi içindeki yüzde payı zaman içinde azalmaya başlamıştır.

Ancak, tarım sektörü bu gelişmelere rağmen yine de halkımızın büyük bir çoğunluğuna gelir ve istihdam sağlaması açısından tarihi önemini halen sürdürmektedir. Nitekim kırsal alanda yaşayan insanımızın en başta gelen istihdam kaynağı tarımdır. Ülke genelinde halkımızın yaklaşık %35’i tarım sektöründe bulunurken, aktif işgücünün de halen %45’i bu sektörde istihdam edilmektedir. Sadece gelir ve istihdam yönünden bile çok önemli bir potansiyele sahip olan tarım sektörünün, bir de bugün için stratejik bir silah olan gıda ürünleri üretimi, giyinme, beslenme, sağlıklı çevrenin oluşması ve korunması,ekolojik dengenin kurulması ve sürdürülebilirliği yönünden tüm ülke halkını ilgilendirdiği de düşünüldüğünde, sektörün ne derece önemli ve etkili bir sektör olduğu ortaya çıkmaktadır.

1.1 TARIMIN ÜLKE EKONOMİSİ İÇİNDEKİ YERİ

Tarım sektörünün GSMH içindeki payı, Cumhuriyet dönemi başlarında %90’lar seviyesinde seyretmiş, ancak yukarıda da bahsedildiği gibi diğer sektörlerin gelişmesine paralel olarak bu oran yıllar itibariyle azalma göstermiştir. Sektörün payı 1980 yılında %26 seviyesine inmiş, 1997 yılında ise yaklaşık % 15 olmuştur.

Tarım sektöründe kişi başına düşen milli gelirde yıllar itibariyle düşüş olmasına rağmen, ülke genelinde kişi başına düşen milli gelirin yine de oldukça altındadır. Tablo 1’de görüldüğü gibi 1980 yılında kişi başına milli gelir 1337 dolar iken, aynı yıl tarım sektöründe kişi başına düşen milli gelir 611 dolar olmuştur. 1998 yılında ise kişi başına düşen milli gelir 3387 dolara çıkarken tarım sektöründe kişi başına düşen milli gelir ise 1429 dolara yükselmiştir. Yapılan bu değerlendirmeler ışığında; ülke nüfusunun yaklaşık %40’ını meydana getiren tarım sektörünün milli gelirden aldığı payın %15’lerde kaldığı görülmektedir. Kırsal fakirlik olarak adlandırılacak bu yapının düzeltilmesi , tarım sektörünün görevi olduğu kadar diğer sektörlerinde görevi olmalıdır.

Tablo: 1 Gayri Safi Milli Hasıla Ve Kişi Başına Düşen Milli Gelir

Yıllar

GSMH

(Milyon Dolar)

 

Kişi başına GSMH

Tarımda GSMH

 

(Milyon $)

 

Tarım sektöründe kişi başına düşen GSMH (dolar)

1980

59.417

1.337

15.323

611

1985

61.585

1.216

12.039

506

1990

135.688

2.403

23.467

1.014

1995

128.472

2.059

19.068

848

1996

190.803

3.052

31.717

1.418

1997

195.361

3.110

28.921

1.304

1998

213.386

3.387

31.589

1.429

Kaynak: Die

 

Tarım sektöründe yaşanan tüm gelişmelere rağmen, tarımın genel ihracat içindeki payı da son yıllarda sürekli düşüş kaydetmiştir. 1965 yılında %75.8 olan bu pay, 1970 yılında %79.4’e yükselmiş ve bu yıldan sonra da düşüş devam etmiştir. Bu pay, 1980 yılında %57.5, 1990 yılında %18.1, 1995 yılında %10.6 ve 1998 yılında ise %10.8 olmuştur. Ancak, aynı dönemler itibariyle tarım ürünleri ithalatının genel ithalata oranında da önemli düşüşler yaşanmış; 1965 yılında %35.9 olan tarım ürünleri ithalatının genel ithalata oranı 1998’de yaklaşık %5.7 olmuştur (Tablo:2). Ancak burada tarım ürünü ve sanayi ürünü kavramlarından kaynaklanan yanlış bir değerlendirme vardır. Avrupa Birliğinin kuruluş anayasası olan Roma Anlaşmasının 38. Maddesi tarım ürünlerini “bitki, hayvan ve su ürünlerinin ilk işlenme aşamasındaki ürünler” olarak tanımlamaktadır.

TABLO: 2 – Türkiye’nin Dış Ticareti Ve Dış Ticaretinde Tarımın Payı

 

  

İHRACAT

  

İTHALAT

 

Yıllar

 

Genel İhracat

 

Tarım Ürünleri İhracatı

 

Tarımın Genel İhracattaki Payı ( % )

 

Genel İthalat

 

Tarım Ürünleri İthalatı

 

Tarımın Genel İthalattaki Payı ( % )

1965

464

352

75,86

672

241

35,86

1970

558

433

79,39

948

446

47,05

1975

1.401

793

56,60

4.739

1.961

41,38

1980

2.910

1.672

57,46

7.909

51

0,64

1985

7.958

1.719

21,60

11.343

375

3,31

1990

12.959

2.347

18,11

22.302

1.318

5,91

1995

21.636

2.307

10,66

35.708

2.444

6,84

1996

23.224

2.659

11,45

43.627

2.885

6,61

1997

26.261

2.893

11,02

48.559

3.093

6,37

1998

26.974

2.913

10,80

45.935

2.597

5,65

Kaynak : Dış Ticaret Müsteşarlığı

Bu tanım çerçevesinde sadece ayçiçeği, soya ve kolza değil, bunlardan elde edilen sıvı ve katı yağlar; sadece canlı hayvanlar değil, bunların etleri ve etlerinin ilk işlenme aşaması olan soğutulmuş, dondurulmuş, çeşitli şekillerde muhafaza edilmiş ve işlenmiş ürünler de tarım ürünüdür. Aynı şekilde; süt, yoğurt, tereyağı, peynir, çeşitli şekillerde işlenmiş su ürünleri, şeker, her türlü işlenmiş meyve ve sebze de tarım ürünü olarak sınıflandırılmaktadır. Türkiye’de ise tarımsal hammaddelerin ilk işlenme aşamasında elde edilen ürünler sanayi ürünleri olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle dış ticaret içinde tarım ürünleri payı diğer sınıflandırmaya göre hesaplanacak olandan daha düşük görülmektedir.

Bu değerlendirmelere son zamanlarda önemli bir artış gösteren tarımsal sanayi ürünleri ihracatından gelen pay da dahil edilirse, tarım sektörünün ülke ekonomisine sağladığı ihracat potansiyelinin, verilen rakamların 4-5 kat daha fazlası olduğu görülmektedir.

 

Fakat, genel ticaret dengesi yönünden tarım sektörünün ihracat fazlası veren bir yapıdan, ithalatçı olma özelliğine doğru yöneldiği görülmektedir. Başta et ve canlı hayvan olmak üzere ülkemize illegal yoldan giren ürünlerin değerini de ithalat rakamlarına ilave ettiğimizde, ithalat lehine yaklaşık 1 milyar dolarlık bir fazlalık olduğu görülmektedir. Bu da ülkemizin tarım ürünlerinde net ithalatçı konumuna doğru yön değiştirdiği anlamına gelmektedir.

1.2 TARIM NÜFUSU VE İSTİHDAM

Tablo: 3 – Toplam Nüfus Ve Kır Nüfusun Toplam İçindeki Payı (%)

YILLAR

  

TOPLAM NÜFUS

  

ŞEHİR NÜFUSU

  

KIR NÜFUSU

  

KIR NÜFUSUN TOPLAM NÜFUSA ORANI (%)

1927

13.648.270

3.305.879

10.342.391

76

1940

17.820.950

4.346.249

13.474.701

76

1950

20.947.188

5.244.337

15.702.851

75

1960

27.754.820

8.859.731

18.895.089

68

1970

35.605.176

13.691.101

21.914.075

62

1980

44.437.000

19.345.050

25.091.950

56

1990

56.473.000

33.327.000

23.146.000

41

1998

63.000.000

40.900.000

22.100.000

35

Kaynak :Die

 

İlk nüfus sayımının yapıldığı yıl olan 1927 yılında toplam nüfusumuzun yaklaşık %76’lık bölümü yani 10.3 milyon insan kırsal kesimde yaşarken, tarım sektöründe teknolojinin ve diğer sektörlerin gelişmesine paralel olarak tarım nüfusu oransal olarak düşmüştür. Bu oran 1990 yılında yaklaşık %41 , 1998 yılında ise %35 olmuştur. Yetmiş Yıllık dönemde kırsal kesimdeki nüfusta oransal olarak yaklaşık %60’lık düşüş olmasına rağmen, bugün hala yaklaşık 22 milyon insan kırsal kesimde yaşamaktadır (Tablo.3).

 

Tarım sektörünün Cumhuriyet tarihi boyunca istihdamda ne kadar önemli bir yer işgal ettiği yukarıda verilen tablodan görülmektedir. 1923 yılında sivil istihdamın %90’ı tarım sektöründe yer alırken , bu oran bugün halen istihdamda %45 gibi önemli bir yer almaktadır(Tablo.4).

Tablo: 4 – Sivil İstihdam ( 12 + Yaş, 1000 Kişi)

YILLAR

  

TOPLAM İSTİHDAM

  

TARIM SEKTÖRÜNDEKİ İSTİHDAM

TOPLAM İSTİHDAMDA TARIMIN PAYI

 
 

(%)

1923

5.371

4.850

90

1930

6.372

5.605

88

1940

7.745

6.699

86

1950

9.363

7.939

85

1960

11.945

8.940

75

1970

13.768

8.835

64

1980

16.523

8.960

54

1985

17.547

8.837

50

1990

19.323

9.233

48

1995

20.834

9.880

47

1996

21.698

9.962

46

1997

21.201

9.607

45

Kaynak :Die

1.3 ARAZİ KULLANIMI

 

Türkiye toplam 77.9 milyon hektar alan sahip olup, bu alanın yaklaşık %26’sını orman, %16’sını çayır ve meralar, %35’ini ekili-dikili alanlar oluşturmaktadır. Ülkemizin bu toplam ekili-dikili alanı 1960 yılında yaklaşık 25 milyon hektar iken, bu alan tarıma yeni alanların kazandırılması ile 1997 yılında 27 milyon hektara çıkmıştır. Tarım alanları içerisinde de tarla alanı %86 ile en yüksek paya sahiptir. Bu alanı sırasıyla meyve , sebze ve bağ alanları izlemektedir. Tarım alanlarının artışında sağlanan bu gelişmenin en önemli faktörlerinden birisi, Bakanlığımız tarafından gerçekleştirilen “Nadas Alanlarının Daraltılması Projesi” uygulamasıdır. Tablo 5’de de görüldüğü gibi, bu projenin uygulanması ile nadasa bırakılan alanlar 8 milyon hektardan 5 milyon hektara düşmüştür.

Tablo – 5 Tarım Alanlarının Kullanışa Göre Dağılımı ( 1000 Ha.)

YILLAR

  

EKİLEN ALAN

  

NADAS

  

İŞLENEN TARLA

  

SEBZE ALANI

  

BAĞ ALANI

  

MEYVE ALANI

  

ZEYTİN ALANI

  

TOPLAM

 

1960

 

15.305

 

7.959

 

23.264

 

-

 

782

 

730

 

548

25.324

1970

15.591

8.705

24.296

447

845

1.019

731

27.338

1975

16.241

8.177

24.418

490

790

1.163

801

27.662

1980

16.372

8.188

24.560

596

820

1.386

813

28.175

1985

17.908

6.025

23.933

662

625

1.470

816

27.506

1990

18.868

5.324

24.192

635

580

1.583

866

27.856

1995

18.464

5.124

23.588

785

565

1.340

556

26.834

  

1997

18.640

5.003

23.643

775

545

1.386

652

27.001

Kaynak : Die

 

Ülkemiz tarımının yaşadığı en önemli sorunların başında işletmelerin küçük olması gelmektedir. İşletme sayısının artışına paralel olarak işletmeler de küçülmektedir. 1950 yılında toplam işletme sayısı yaklaşık 2.5 milyon iken, 1-20 dekar arasında işletme büyüklüğüne sahip işletmelerin oranı %30.6, 21-50 dekar arasında işletme büyüklüğüne sahip işletmelerin oranı ise %31.6’dır. Bir diğer değerlendirme ile, işletmelerin %62.2’si 50 dekarın altındadır.

Aynı değerlendirmeyi, son tarım sayımının yapıldığı 1991 yılı için yapacak olursak; işletme sayısının yaklaşık 4 milyona çıktığı görülmektedir. Buna paralel olarak da 50 dekarın altında işletme büyüklüğüne sahip işletmelerin oranının %67.8 ‘e ulaştığı görülmektedir (Tablo.6). Bugün yapılan tahminler işletme sayısının her geçen gün arttığını ve 4 milyonun çok üzerinde olduğunu göstermektedir. Teknoloji kullanımı ve dolayısıyla verimliliği olumsuz yönde etkileyen, böylece üretim maliyetlerinin yüksek olmasına neden olan bu yapılaşmanın yasal ve kurumsal düzenlemelerle bir an önce çözümlenmesi gerekmektedir.

Tablo: 6 – Tarım İşletmelerinin Büyüklüklerine Göre Dağılımı

 

  

1950

  

1963

  

1970

  

1980

  

1991

İşletme Genişliği (Da)

İşletme Sayısı

 

( % )

İşlenen Alan

 

( % )

İşletme Sayısı

 

( % )

İşlenen Alan

 

( % )

İşletme Sayısı

 

( % )

İşlenen Alan

 

( % )

İşletme Sayısı

 

( % )

İşlenen Alan

 

( % )

İşletme Sayısı

 

( % )

İşlenen Alan

 

( % )

1-20

30,6

4,3

40,9

6,9

44,2

10,4

28,4

4,1

36,7

5,6

21-50

31,6

14,3

27,9

16,9

28,7

16,8

32,7

15,9

31,1

16,6

51-100

21,8

20,7

18,1

23,3

15,6

21

20,8

21,3

17,5

19,9

101-200

10,3

19,3

9,4

23,2

7,8

21

11,8

23,8

9,4

20,9

201-500

4,2

16,6

3,2

16,6

3,1

19,6

5,5

22,7

4,4

19,8

501-<

1,5

24,8

0,5

13,1

0,6

11,2

0,8

12,2

0,9

17,2

Toplam İşletme ve Alanlar

 

(BinAd-Ha.)

2527,8

19.452

3100,9

17143

3058,9

17065

3558,8

22764

3966,8

23451

Kaynak :Die

Yine tarım sektörümüzün yapısından kaynaklanan bir diğer önemli problemi de arazi parça sayısının fazla olmasıdır. 1963 yılında 6 ve üzeri parçaya sahip işletmelerin toplam içindeki oranı %49.4 iken, bu oran 1991 yılında %65.8’e yükselmiştir (Tablo7). Ülkemizde yıllar itibariyle bir taraftan işletmeler küçülürken, bir taraftan da işletmelerdeki arazi parça sayısı artış göstermektedir.

Tablo: 7- İşletmelerde Arazi Parça Sayısı

 

 

1963

 

1980

 

1991

İşletmelerde Arazi Parça Sayısı

İşletme Sayısı ( 1000)

%

Parça Sayısı

%

İşletme Sayısı ( 1000)

%

Parça Sayısı

%

İşletme Sayısı ( 1000)

%

Parça Sayısı

%

1–3

943

30,4

1.910

10,5

1.270

35,7

2.667

11,6

1.716

43,3

3.306

15,4

4-5

617

19,9

2.778

15,3

797

22,4

3.577

15,6

904

22,8

4.049

18,8

6-9

773

24,9

5.795

31,9

791

22,2

5.603

24,5

760

19,2

5.365

24,9

10>

768

24,8

7.684

42,3

701

19,7

11.057

48,3

587

14,8

8.804

40,9

TOPLAM

3.101

100

18.167

100

3.559

100

22.904

100

3.967

100

21.524

100

Kaynak : Die

 

1.4 TARIMSAL ÜRETİM

1.4.1 Bitkisel Üretim

Bu gelişmelere rağmen bazı tarımsal ürünlerin üretimlerinde önemli artışlar sağlanmıştır. 1960-1998 yılları arasında; buğday üretimi %148 oranında, ayçiçeği üretimi yaklaşık %599 oranında, şekerpancarı üretimi yaklaşık %400 oranında artış göstermiştir.

Üretimde yaşanan bu gelişmelerde verimlilikte sağlanan gelişmeler önemli rol oynamıştır. Tarım alanlarının kullanımının sınırına yaklaştığımız düşünülürse, verimlilikte sağlanan ve sağlanacak artışların önemi daha iyi anlaşılacaktır. 1960-1998 Dönemi incelendiğinde buğdayda %104, mısırda %167, şekerpancarında %84 oranında verim artışı sağlanmış olduğu görülmektedir (Tablo.8).

 

Tablo: 8 –Önemli Ürünlerde Üretim Ve Verim Artışı

 

  

Üretim ve Artışı ( Ton )

  

Verim ve Artışı ( Kg./Da.)

 

Ürünler

 

1960

 

1998

  

% Artış

 

1960

 

1998

  

% Artış

Buğday

8.450.000

21.000.000

148

109

223

104

Arpa

3.700.000

9.000.000

6

130

240

84

Mısır

1.090.000

2.200.000

101

156

418

167

Pirinç

110.000

180.000

71

110

518

371

Nohut

97.000

652.000

544

112

94

-16

Ş. Pancarı

4.384.647

20.000.000

400

2,160

3,989

84

Pamuk

175.500

790.000

350

28

102

274

Ayçiçeği

123.000

880.000

599

89

146

61

Kaynak:Die

Verimlilikte sağlanan artışlarda teknoloji ve bilginin tarıma aktarılması önemli rol oynamıştır. Bir taraftan çeşit ıslahında, diğer taraftan da mekanizasyonda önemli gelişmeler sağlanmıştır. 1975 yılında traktör sayısı 243 bin civarında iken, 1998 yılında bu sayı yaklaşık 1 milyona ulaşmıştır (Tablo.9). Traktör sayısındaki bu gelişmeye paralel olarak traktörle kullanılan ekipman sayısında da aynı gelişme yaşanmıştır.

Tablo: 9 – Tarımsal Mekanizasyondaki Gelişmeler

Yıllar

  

Traktör Sayısı

Kulaklı Pulluk Sayısı

Kültivatör Sayısı

1975

243.066

206.043

62.894

1980

436.369

388.655

147.436

1985

583.974

506.904

217.827

1990

692.454

645.582

284.677

1995

776.863

744.986

329.422

1997

874.995

819.362

369.040

1998

1.000.000

880.000

410.000

Kaynak :Die (*) Tahmin

1.4.2 Hayvansal Üretim

Ülkemiz hayvan sayısında özellikle son yıllarda önemli düşüşler yaşanmıştır. 1975 yılında 41 milyon baş olan koyun sayısı 1998 yılında yaklaşık 30 milyona düşmüştür (Tablo.10). Bugün bu sayının daha da aşağılara düştüğü tahmin edilmektedir. Sığır sayısında da düşüş yaşanmış olmasına rağmen, aynı dönem içinde sığır popülasyonunda kültür-melez oranı, buna bağlı olarak da verimlilikte artış sağlanmıştır.

Tablo: 10 – Hayvan Sayısı

Yıllar

Toplam Koyun

Kıl Keçisi

Tiftik Keçisi

Sığır

Toplam

Kültür

+

Melez

Yerli

1971

37.008.000

15.042.000

4.127.000

12.939.000

-

-

1975

41.366.000

15.216.000

3.547.000

13.751.000

-

-

1980

48.630.000

15.385.000

3.658.000

15.894.000

-

-

1985

42.500.000

11.233.000

2.103.000

12.466.000

-

-

1990

40.553.000

9.698.000

1.279.000

11.377.000

4.683.000

6.694.000

1995

33.791.000

8.397.000

714.000

11.789.000

6.478.000

5.311.000

1998

29.435.000

7.523.000

534.000

11.031.000

6.428.000

4.603.000

Kaynak:Die

Ülkemiz hayvan sayılarında görülen düşüşe rağmen 1960-1997 yılları arasında süt üretiminde, özellikle de inek sütü üretiminde, çok önemli gelişmeler yaşanmıştır (Tablo.11).Bu gelişmelerin en önemli nedeni, daha öncede ifade edildiği gibi Bakanlığımızca, daha sonra da bazı bölgelerde özel sektörün katılımı ile yürütülen suni tohumlama çalışmaları sonucu kültür-melez hayvan sayısında sağlanan artış olmuştur.

Tablo: 11- Süt Üretimi ( Ton )

Yıllar

Koyun

Keçi

İnek

Manda

TOPLAM

1960

882.000

811.000

2.240.000

257.900

4.192.000

1970

859.000

613.000

2.551.000

279.000

4.302.000

1980

1.147.000

630.000

3.421.000

273.000

5.472.000

1990

1.145.000

337.000

7.960.000

174.000

9.617.000

1995

934.000

277.000

9.275.000

114.000

10.601.000

1996

921.000

265.000

9.465.000

108.000

10.760.000

1997

826.000

249.000

8.914.000

86.000

10.076.000

1998

813.000

245.000

8.832.000

80.000

9.970.000

KAYNAK:DİE 1998 Yılı Geçici Tahmin

Tablo:12- Et Üretimi ( Ton )

YILLAR

KÜÇÜKBAŞ

BÜYÜKBAŞ

TOPLAM

1960

87.500

74.000

161.500

1965

87.800

89.200

177.000

1970

108.000

110.200

218.200

1975

119.000

128.000

247.000

1980

84.600

119.400

204.000

1985

190.400

307.200

497.600

1990

166.000

340.500

506.500

1995

116.200

298.500

414.700

1996

114.400

305.000

415.400

1997

131.700

385.200

516.900

1998

169.100

364.000

533.100

KAYNAK:DİE 1998 Yılı geçici tahmin

Yine aynı dönem itibariyle kırmızı et üretimine baktığımızda; 1960 yılında 161 bin ton olan kırmızı et üretiminin 1998 yılında 532 bin ton civarına çıktığı görülmektedir (Tablo:12). Ancak, sığır, koyun ve keçi populasyonunun et üretimi için biyolojik gerçekler dikkate alınarak bir değerlendirme yapıldığında üretim unsurlarının değişik değerlerine göre kırmızı et üretimi yaklaşık 1 milyon ton olarak hesaplanmaktadır.

Hayvancılık sektörünün önemli bir alt sektörünü oluşturan tavukçuluk sektöründe son yıllarda önemli gelişmeler yaşanmıştır (Tablo:13). Bugün bu sektör üretim miktarı ve teknoloji olarak arzu edilen seviyeye ulaşmıştır. Ancak, bugün sektörün içinde bulunduğu en önemli sorun ihracat imkanının daralması nedeni ile ürünlerin yurt içinde maliyetinin altında satılmak zorunda kalınmasıdır.

TABLO 13 – Beyaz Et Ve Yumurta Üretimi ( Bin Ton )

 

1984

1990

1995

1997

1998

Beyaz et üretimi

260

415

496

550

585

Yumurta üretimi

300

411

515

532

550

Kaynak: Die

1.4.3 Su Ürünleri Üretimi

Su ürünleri üretim miktarımız değerlendirildiğinde; avcılık yolu ile elde edilen su ürünleri üretiminde düşüş gözlenirken; iç su ve deniz balıkçılığı yetiştiriciliğinde gelişme sağlandığı görülmektedir. Ancak, bugün için su ürünleri üretiminin içinde bulunduğu en önemli sorunlardan birisi olan çok başlılığın doğurduğu sahipsizlikten kurtarılması sağlanmalıdır

Tablo: 14 – Su Ürünleri Üretimi

 

Avcılık

( Ton )

Yetiştiricilik

( Ton )

Toplam

İç Su

Deniz

İç Su

Deniz

1986

40.200

539.500

3.040

35

582.900

1987

41.800

583.000

3.205

95

627.900

1988

48.500

623.000

3.965

135

676.000

1989

42.800

410.000

3.500

850

457.000

1990

37.300

342.000

4.200

1.500

385.000

1991

39.400

317.400

4.500

3.300

364.700

1992

40.400

305.000

6.500

2.700

354.300

1993

41.600

502.000

7.400

5.000

556.000

1994

42.800

542.200

7.200

8.700

601.000

1995

45.000

582.600

13.000

8.500

649.000

1996

42.200

474.200

18.000

15.200

549.600

1997

50.400

404.300

27.300

18.100

500.200

1998

54.500

428.800

33.300

23.400

557.800

KAYNAK: Tarım ve Köyişleri Bakanlığı *1998 Tahmini rakam

Tarım sektöründe; yukarıda ifade edilmeye çalışılan tüm bu olumlu gelişmeler yaşanmış olmasına rağmen, uygulanan politikalar zamanla sektör ve milli ekonomi için bazı olumsuzluklar da doğurmaya başlamış, en önemlisi tarımsal üretim yapısında dengesizlikler meydana gelmiştir. Yani, tarımsal üretim iç ve dış pazar taleplerine göre değil de, siyasi tercihlerle yönlendirilmiş, bu da kamu kaynaklarının dengeli ve etkili kullanılamamasına yol açmıştır. Daha sonra her ne kadar tarımsal pazarda serbest rekabet şartları uygulanmaya çalışılmış ise de, bugün sorun ortadan kalkmış değildir.

Günümüzde tarımsal destekleme politikaları; fiyat müdahaleleri, girdi destekleri, zirai kredi faiz sübvansiyonları, doğal afet ödemeleri, ürün teşvik primi gibi nakdi desteklerle; araştırma, eğitim, yayım, koruma ve kontrol gibi genel hizmetler ve büyük ölçüde kamu tarafından sürdürülen tarımsal alt yapı yatırımları ve ihracat teşvikleri ile sürdürülmektedir.

2.TARIMSAL YAPIMIZDAKİ BOZUKLUKLAR

1.Tarım işletmeleri teknik ve ekonomik açıdan belirlenen optimum büyüklüğün altındadır ve çok parçadan oluşmaktadır. Ülkemizde 1950 yılında 77.3 dekar olan ortalama işletme büyüklüğü, 1991 yılında 59.1 dekara düşmüştür. Miras yolu ile bu bölünme halen devam etmektedir.

2.Küçük işletme yapısından da kaynaklanan sorunlar nedeni ile, tarım sektöründe sermaye birikimi sağlanamamış, kooperatif veya birlik şeklinde örgütlenme, üreticileri güçlü kılacak şekilde gerçekleştirilememiştir.

3.Tarımsal pazar ve pazarlama faaliyetleri yeterince gelişmediği için bu durum üreticilerin potansiyel gelir kaybına neden olmaktadır. Bu sorunu çözecek pazarlama organizasyonları ve ürünün serbest piyasada değer bulacağı ürün borsaları istenen seviyede geliştirilememiştir.

4.Ürün planlaması/yönlendirmesi yapılamamaktadır. Tarımsal destekleme politikalarının en önemli aracı olan fiyat müdahaleleri;

a)üretimin pazar sinyallerine uygun olarak gelişmesini engelleyici,

b)üretici gelirlerinde istikrarsızlık yaratıcı,

c)çiftçinin gelir dağılımını bozucu etkiler yapmakta,

d)bazı ürünlerde iç ve dış pazarlarda değerlendirilemeyen stokların oluşmasına,

yol açmaktadır. Destekleme sisteminin yönlendirici olması, aktarılan kaynakların istenen seviyede üreticilerin eline geçememekte ve dolayısıyla ürün planlaması yapılamamaktadır.

5.Destekleme politikalarında tarımın alt sektörleri itibariyle de denge kurulamamış, bitkisel üretim sektörü öncelikle desteklenmiş, hayvancılık sektörü genelde ihmal edilmiştir.

6. Tarımsal politikalar ve öncelikle destekleme politikaları günün değişen şartlarına cevap veremediği gibi, devamlılık da arz etmemekte ve dağılmış olan yetkiler koordine edilememektedir.

7. Sektörde görev alan kamu kurumlarının fazlalığı ve bu nedenle yetkilerin çok dağınık olması, hizmetlerin bir bütünlük içinde sunulmasını engellemektedir.

8.Tarımda arazi kullanımı belli bir plana dayanmadığından, toprak kullanımında verimsizliğe ve doğal kaynağın kaybına neden olan yanlışlıklar yapılmaktadır. Bugün toprak kullanımı ile ilgili yetkiler de bakanlığımız dışındaki kurumlardadır.

9.Tüm gelişmelere rağmen, tarımın yapısından kaynaklanan nedenlerle, hala tarım sektöründe modern teknoloji ve girdi kullanımı yetersizdir. Buna bağlı olarak da, araştırma-geliştirme çalışmalarında etkinlik yaratılamamış, araştırma-yayım bağı güçlendirilememiştir.

10.Tarım sektörü, doğruluğu tartışılan istatistiki rakamlar üzerinden hazırlanan projeler ve destekleme programlarına göre yönlendirilmektedir. Bu sorunu ortadan kaldıracak tarımsal veri tabanı sistemi ülkemize hala getirilememiştir.

11.Tarım ve Köyişleri Bakanlığı halen 1991 yılında çıkarılan 441 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yönetilmekte olup, yasası yoktur. Bu nedenle, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının günün şartlarına göre, tarım sektöründe var olan dağınıklığı ve görev karmaşasını çözecek şeklide yeniden yapılandırılması sağlanmalıdır.

3. YENİDEN YAPILANMANIN AMAÇ VE İLKELERİ

Dünyanın hemen her ülkesinde olduğu gibi, ülkemizde de tarım sektörünün geliştirilmesinde belirlenen amaç ve ilkeler aşağıda maddeler halinde özetlenebilir;

     

  • Çiftçi gelirlerinin arttırılması
  •  

  • AB ve diğer rakip ülkeler ile rekabet olanaklarının yükseltilmesi
  •  

  • Tarım kesiminin ulusal gelire katkısının arttırılması
  •  

  • Tarımsal üretimin, çeşitliliğin ve tarım ürünleri dış ticaretinin artırılması
  •  

  • Stratejik ürünlerde üretim arzının garanti altına alınması
  •  

  • Gıda güvenliği ve güvenirliğinin sağlanması
  •  

  • Yaşanabilir bir çevrenin yaratılması
  •  

  • Doğal kaynakların korunması
  •  

  • Yatırım ve yeniden üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanması
  •  

  • Üretici gelirlerinin istikrara kavuşturulmasının sağlanması
  •  

  • Bilgi ve teknolojinin üretilip yaygınlaşabildiği bir ortamın sağlanmasıdır.
  •  

Bu hedeflere ulaşırken; verimlilik, sürdürülebilirlilik, katılımcılık, örgütlülük, saydamlık ilkeleri geçerli kılınarak, tarım sektöründe yapının; çok sayıda küçük işletmelerden, entansif yetiştiriciliğe doğru yönlendirilmesi esas alınacaktır.

4. YENİDEN YAPILANMA İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER

Sektörde eksikliği devamlı olarak hissedilen, tarımsal politikaların tesbit ve uygulanmasında karar vericilere en doğru bilgiyi ulaştırmada önemli bir görevi üstlenecek, tarımsal veri tabanı oluşturulmalıdır.

Bugün için uygulanan pazar fiyat desteği, girdi desteği, kredi desteği, alt yapı desteği gibi destekler gözden geçirilmelidir. Pazar fiyat oluşumuna olumsuz etki yapan, kaynakların dengesiz dağılımını yaratan ve en önemlisi yönlendirici olamayan destekleme sistemleri yerine alternatif destekler üzerinde çalışılmalıdır. Bunlar arasında; prim sistemi uygulaması ile doğrudan gelir desteği bugün üzerinde çalışılan destekleme sistemleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu sistemlerin uygulanmasında tarımda yönlendiricilik, yani ürün planlaması esas alınacaktır. Bu sayede üreticiler fiyat desteğine ve bir yıl önceki serbest pazarda oluşan fiyatlara bağlı üretim yapmaktan kurtarılacak, ürünler arası pariteler de dikkate alınarak ülkenin iç ve dış pazar talebine göre üretim yapmaları teşvik edilecek ve desteklenecektir. Böylece, yanlış politikalardan kaynaklanan ürün fazlası oluşumu veya yeteri kadar üretilememe sorunu çözüme kavuşturulacaktır. Ancak, tarım sektörünün mevcut yapısına bakıldığında, bugün herhangi bir yönlendirmenin bu yapı içinde gerçekleştirilmesi imkansız görülmektedir.

Özellikle tek yıllık bitkilerde birbirinin alternatifi olan ürünlerde iki değişik Bakanlık görev almakta ve zaman zaman gerekli koordinasyon sağlanamadığından bir ürün için uygulanmak istenen politikada başarılı olunamamaktadır

Bu nedenle, ülkemizde ürün planlaması yapılarak, tarımsal ürünler arasındaki dengesizlik ve üretimlerin yurtiçi ve yurtdışı talebe göre teşviği yapılacaksa, öncelikle yapılması gereken bu hizmetlerin tek bir kurumun yetkisinde toplanması gereklidir.

Kırsal nüfusun yine kırsal alanda istihdamı için; tarımsal ürünlerin üretildikleri bölgelerde işlenmesini sağlayacak tarımsal sanayinin geliştirilmesi teşvik edilmeli, sanayi-tarım entegrasyonu belirli cazibe merkezli kırsal alanlarda gerçekleştirilmelidir. Tarım-sanayi entegrasyonu için, üreticilerin birlikler ve kooperatifler halinde teşkilatlanması desteklenmelidir.

Tarım sektörüne kredi veren kuruluşların kredi uygulamalarını, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca belirlenmiş politikalar doğrultusunda ve bu politikalara göre Bakanlıkça hazırlanmış projelere dayalı olarak yürütmeleri sağlanmalıdır.

Üretimden tüketime her aşamada gıda kontrol sistemleri kurularak, gıda güvenliği sağlanmalıdır.

Tarımsal ürünlere yönelik pazar ve pazarlama şartlarının geliştirilmesi, bu çerçevede, ürün borsalarının ve bordlarının kurulması ve iyileştirilmesi sağlanmalıdır.

Başta Medeni Kanun’un miras ile hükümleri olmak üzere, ilgili diğer yasalarda da tarım arazilerinin parçalanmasını önleyecek değişiklikler yapılmalıdır.

4.1 GEREKLİ YASAL DÜZENLEMELER

Tarımda yeniden yapılanmayı sağlayabilmek için aşağıda belirtilen yasal düzenlemelerin de sonuçlandırılması zorunludur.

     

  • Tarım ve Köyişleri Bakanlığı teşkilatının yeniden düzenlenmesi:
  •  

Bu düzenleme ile bakanlığımızın zaman içinde tesbit edilen yapısal sorunlarına çözüm bulunurken, diğer taraftan tarım sektörünün en önemli sorunlarından olan çok başlılıktan kurtarılması amaçlanmalıdır. Bugün tarım sektöründe görev alan bir çok kurum ve kuruluş vardır. Bu kurum ve kuruluşlar tarafından yürütülen ancak, sektöre götürülen hizmetlerde bütünlüğü bozan bu yapılanmanın da çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Bu bütünlüğü sağlarken bir taraftan da öncelikle ülkede ürün planlamasına imkan verecek yapılanma hedef alınmalıdır. Bugün için ürün planlamasında, herhangi bir üründe üretimden çekilen alanlarda alternatif ürünlerin yerleştirilmesinde ve özellikle tarımsal üretim politikalarının belirlenmesinde, ülke çapında uygulamadan sorumlu ve yetkili tek bir kurumun varlığı gereklidir. Böyle bir kurum tesis edilmediği müddetçe ülkede tarım politikalarının dengeli ve etkili uygulamalarından söz edilemez. Bugün, örnek olarak, Bakanlığımızda toprak ve su gibi tarımsal üretimin en önemli olmazsa olmaz iki öğesi ile ilgili görevler Bakanlık dışında başka kurumlarca yürütülmektedir. Hububat hariç diğer bitkisel ürünlerin üretim sonrası pazarlanması ve ticaretinde bakanlığımız sorumlu değildir. Oluşturulacak tek bir kurumun; girdi tedarikinden üretime, işlenmesinden tüketiciye sunumuna kadar tüm aşamalardan sorumlu ve yetkili olması gerekmektedir.

Bu çerçevede; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın, suni tohumlama, hayvan ve bitki sağlığı, yayım ve diğer üretim hizmetleri gibi faaliyetlerini, birlik, kooperatif, şirket gibi örgütlere devrederek; kural koyan, yönlendiren, koruma ve kontrol hizmetlerini yürüten, izleyen, değerlendiren dinamik bir yapıya kavuşturulması sağlanmalıdır

Buna göre aşağıdaki kanunların düzenlenmesi gerekmektedir

     

  • Tarım Çerçeve Kanunu: Bu kanunla; tüm tarımsal üretimi garanti altına almak, tarım üreticilerinin gelir düzeylerini diğer sektör çalışanları düzeyine çıkarmak, verimliliği artırmak, tarımsal yapıyı iyileştirmek, tarıma dayalı kırsal kalkınmayı sağlayıcı önlemler almak, tarımsal girdi ve ürün fiyatlarını dengelemek ve piyasaları istikrara kavuşturmak, tarım ürünlerinin pazarlanmasını arttırıcı önlemler almak, çevreyi ve tüketiciyi koruyucu tedbirler almaktır. Bu amaçlara ulaşmada izlenecek politikaları günlük kararlardan kurtararak uzun vadeli ve istikrarlı kılmak için tarım politikalarının ana çerçevesini çizmek amaçlanmaktadır.
  •  

     

  • Tarım Birlikleri Kanunu; Ülkemizde çiftçinin halen yeteri kadar teşkilatlanamadığı, mevcut teşkilatlanma yasalarının da yasal dayanaklarının yetersiz olması nedeni ile çiftçinin teşkilatlanmasını sağlayacak yeni bir yasaya ihtiyaç vardır. Bu kanun ile ; tarımsal üretimin ve hizmetlerin gelişmesi için teknik ve ekonomik yönden üreticilere rehberlik yapan, üreticilere girdi ve yayım hizmeti götüren, tarımsal ürünlerin değerlendirilmesi ve pazarlanması konularında yardımcı olan, iç ve dış pazarlarda kalite standardı ve maliyet açısından rekabet gücü yüksek ürün elde edilmesine katkıda bulunan, ilgi alanına giren konularda araştırma ve ıslah çalışmaları yapan ve gerektiğinde uluslararası ilgili kuruluşlarla işbirliği yaparak, bugüne kadar kamunun yaptığı birçok faaliyeti üstlenen üretici ve çiftçi örgütlerinin kurulması hedeflenmektedir. VII. Beş Yıllık Kalkınma Plan’ında da yer alan ve Bakanlığımızca daha önce hazırlanıp Başbakanlığa sevkedilen, ancak, İçişleri Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı gibi diğer kurumlardan olumlu görüş alınamadığı için yasalaşamayan bu kanun üzerinde, Bakanlığımızca çalışmalara devam edilmektedir.
  •  

     

  • Tarımsal Garanti ve Yön verme Kurulu Kanunu: Avrupa Birliği’ndeki tarımı destekleyen ve yön veren FEOGA ‘ya uyum sağlayacak kanunun ve buna bağlı bir fon benzeri bir düzenlemeye gidilmesi gerekmektedir. Bu kanunun amacı; tarım politikası hedeflerini gerçekleştirmek ve uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerimizi yerine getirebilmek için gerekli olan tarım ürünleri piyasa düzenlerini oluşturmak, tarım sektöründe yeniden yapılanmayı sağlamak, kurumsal düzenlemeleri organize etmek, tarım politikalarını tek elden ve etkin bir şekilde yürütmek ve tarımsal dış ticarette gerekli tedbirlerin alınmasına yardımcı olmaktır. Böyle bir yapılanma VII. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda da öngörülmüş olup, daha önce Bakanlığımız tarafından hazırlanan kanun tasarısı Maliye Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı, Hazine Müsteşarlığı gibi diğer kurumlardan olumlu görüş alınamadığı için yasalaşamamıştır.
  •  

     

  • Tarım Ürünleri Sigortası Kanunu : Ülkemizdeki çeşitli doğal afetler ve hayvan hastalıklarının bitkisel ve hayvansal üretimde meydana getirdiği zararı karşılayacak etkili bir koruma sistemimiz bulunmamaktadır. Bu zararları karşılayacak geniş kapsamlı bir tarım sigortası uygulamasının başlayamayışı nedeniyle, devlet her yıl 5254 ve 2090 sayılı yasalarla tarım kesimine ayni ve parasal kaynak aktarmaktadır. Tarım sigortası önemli bir sosyal güvenlik işlevine sahip olmakla beraber, tarımsal üretim ve yatırım hacmini ve istikrarlı gelişmesini de etkileyen bir faktördür. Hazırlanan kanun tasarısında, tarım sektöründe sigorta hizmetlerinin üreticilere benimsetilebilmesini sağlamak için sigorta primlerinin belli bir oranının belli bir dönem için devlet tarafından sübvanse edilmesi, bunun finansmanının da doğal afet için ayrılan kaynaklardan karşılanması öngörülmüştür. Kanun tasarısı Bakanlığımız koordinatörlüğünde hazırlanmıştır.
  •  

     

  • Toprak Kanunu: Yerine konulamayan, yeri doldurulamayan doğal kaynaklardan biri olan toprakların korunmasını, geliştirilmesini, sürekli üretken bir şekilde kullanılmasının sağlanmasını, sürdürülebilir kalkınma ilkelerine uygun olarak arazinin koruma, kullanım ve öncelik esaslarının belirlenmesini hedef almıştır.
  •  

Bu yasa ile; toprakların korunması amacı ile tarım alanlarında tekniğe uygun toprak işleme, otlatma, gübreleme, ilaçlama, hasat ve uygun sulama sistemleri tespit edilecek, arazi kullanımının temel alt yapısı olan toprak etütleri yapılacak; tarım dışı amaçlarla arazi kullanımını önlemek için “Tarımsal Amaçlı Arazi Kullanım Plan ve Projeleri” hazırlanacak; her türlü kentsel, endüstriyel, turistik ve tarımsal yapılar ile diğer arazi kullanımını gerektiren yatırımların planlanmasında ve projelerinde toprak koruma kanununa uygunluk aranacaktır.

Bunun yanında; arazi toplulaştırma projesi kapsamında optimum parsel büyüklükleri tesbit edilecek, belirlenenden küçük parsele sahip olanlar desteklemelerden istifade ettirilmeyecek; tarım alanlarının satışı ve miras yolu ile el değiştirmesinde optimum parsel büyüklüğüne uygunluk şartı aranacaktır.

Ülke tarımı için en önemli kanunlardan biri olma özelliğini taşıyan bu kanun tasarısı Bakanlığımız koordinatörlüğünde hazırlanmış ve hazırlanan kanun taslağı ilgili kuruluşların görüşüne sunulmuştur.

     

  • Hayvan Islahı Kanun Tasarısı: Bu kanunun amacı, her türlü hayvansal üretim, iş, yarış, müsabaka ve diğer maksatlarla yetiştirilen hayvanların verimlerinin ve rekabet gücünün artırılması, bunun için soy kütüğü kayıtlarının tutulması ile hayvan ırklarının ıslahını, damızlıkların sağlıklı ve hijyenik koşullarda yetiştirilmesi ve hastalıklardan ari bir şekilde üreticilere intikalini sağlamaktır. Kanun taslağı hazır olup, ilgili kuruluşların görüşüne sunulmuştur.
  •  

     

  • 969 Sayılı Döner Sermaye Kanunu Değişiklik Tasarısı: 21.12.1967 gün ve 969 Sayılı adı geçen Kanunla Bakanlığımız emrine 250 milyon lira döner sermaye tahsis edilmiş olup, bu limitin ihtiyaca göre Bakanlar Kurulu Kararıyla 2 katına kadar artırılması öngörülmüştür.
  •  

Günümüz şartlarında bu miktardaki bir sermaye ile hizmetlerin yürütülmesi mümkün değildir.

Bakanlığımız, suni tohumlama, üretimle ilgili girdi tedariki, bitki ve hayvan hastalıkları ile mücadele gibi birçok faaliyeti ücret karşılığı yapmaktadır. Son yıllarda genel bütçeden bakanlığımıza ayrılan kaynakların yetersizliği nedeni ile önemli derecede kaynak sıkıntısı çekilmekte, hizmetlerin etkinliği azalmaktadır. Özellikle taşra teşkilatlarımızdan İl Müdürlükleri, Araştırma Enstitüleri, Üretme İstasyonları ve Ziraat Okulları gibi doğrudan üretim yapan kuruluşlarımızda, sermaye yetersizliği nedeni ile üretim yapmakta güçlük çekilmektedir.

Bu itibarla; çiftçilere bedeli mukabilinde götürülen hizmetlerin, döner sermaye artırılması ile elde edilecek gelirle finanse edilmesi imkanı doğacaktır. Bu sayede, taşıt, akaryakıt, ve diğer işletme giderlerinin bu kaynaktan sağlanması genel bütçeye yükü de azaltacaktır.

Bu nedenle, adı geçen kanunun hızla değiştirilerek sermaye limitinin artırılması gerekmektedir.

     

  • Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunması Hakkında Kanun Tasarısı
  •  

  • Zirai Mücadele ve Zirai karantina Kanunu Tasarısı
  •  

  • 308 Sayılı Tohum Tescil ve Sertifikasyonu Kanunu Değişikliği
  •  

  • 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunu Tasarısı
  •  

  • Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu Tasarısı
  •  

Küreselleşen dünyamızda, imzaladığımız uluslararası anlaşmalarla tarımımızın dünya ile rekabet eder duruma gelmesi,üretimin artırılması, kalitenin iyileştirilmesi için ülkemiz tarımında yeniden yapılanma kaçınılmaz bir gerçektir.

Bu itibarla; bu düzenlemenin hızla yapılması ülkemiz ve tarım sektörünün geleceği açısından zorunludur.